(TBA) Gazeteci Oğuz Uçar'ın, EkonomistTÜRK YouTube kanalında sunduğu "Ekonomi Gündemi" programına konuk olan Prof. Dr. Ercan şeklindeki gündemi değiştirecek değerlendirmelerde bulundu. Geçtiğimiz günlerde sosyal medya X hesabı üzerinden "İstanbul ile İzmir'de halkın depremde güvenli olan 12- 30 milyon TL bedelli konutlara ulaşması artık olası değildir. Acımasız sermaye, halkın deprem güvenliğini elinden almıştır" diye paylaşım yapan Prof. Dr. Ercan, kaderci bir anlayış ile depremlerde can kayıplarının önlenemeyeceğini bildirdi. Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan soruları yanıtlarken şöyle konuştu:
"BİZ DERS ALMIYORUZ"
Amerikalıların güzel bir sözü vardır: 'Ders almasını bilen bir milletiz' derler. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1906 Kaliforniya Depremi çok yıkıcı olmuştu. Ben Stanford Üniversitesi mezunuyum. Kaliforniya'da benim üniversitem de o depremde yıkılmıştı. Sonuçta Amerikalılar oturdular ve 'Biz nerede hata yaptık?' diye konuştular. Bunun sonucunda geniş kapsamlı bir deprem araştırma merkezi kurdular. Kaliforniya'nın tamamını jeofizik mühendisleriyle donattılar, deprem ağları kurdular ve her an depremleri dinlemeye başladılar. Bizim Kuzey Anadolu Fayı, Kaliforniya'daki San Andreas Fayı'na tıpatıp benzer. Hatta yüksek lisans çalışmamı da bu benzerlik üzerinden yaptım. Birçok doktora çalışması da aynı konuda yapıldı. Sonuçta Amerikalılar, deprem kestiriminden depremlerin işleyişine kadar birçok noktayı bilimsel olarak aydınlattılar. Şimdi size bir karşılaştırma yapayım.
1999 Gölcük Depremi'nin gerçek büyüklüğü 7,5'tur. Bu depremden iki ay sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde 7,1 büyüklüğünde bir deprem oldu. Kaliforniya'da oldu. Bizde resmi kayıtlara göre 17 bin 800 kişi öldü. Gerçekte 45 bin'e yakın insanın hayatını kaybettiği söylenir. Aynı büyüklükteki deprem Amerika'da olduğunda ölen insan sayısı birkaç kişiyi geçmedi. Bu Türkiye'nin ilk depremi değildi, son depremi de değil. Ama biz hâlâ ders almadık.
"DEPREMLERİ, DOĞRUDAN DİNE BAĞLAMAK DOĞRU DEĞİL"
Şimdi ben Türkiye'nin en yaş almış deprem bilimcilerinden biriyim. 55 yıllık deneyimim var. Şunu gördüm: Türkiye'de deprem ölümleri neden var? Sürekli olarak soyut kavramlar konuşuluyor. Televizyonlarda deprem bilimciler çıkıyor, fay geldi, fay gitti, yeni fay bulundu deniyor. Fay denilen olayın Türkçesi zaten 'kırık'tır. Sürekli kavramlar üzerinden konuşuluyor. Ama depremlerde ölümleri azaltmak için önce eğitim düzeyini yükseltmek gerekir. Bir: Eğitim. İki: Hukuk ve adalet olacak. Üç: Ekonomik olarak ülkeyi yükselteceksiniz. Hem ülke varlıklı olacak hem halkın geçim sıkıntısı olmayacak. Bir de insanlar depremin kader olmadığına inanacak. Deprem, doğanın bir olayıdır. Güneşin doğması, kışın gelmesi gibi doğal bir olaydır. Ama karşımıza kaderci bir anlayış çıkıyor. 'Allah gazabını gösterdi' deniyor. Oysa Gölcük Depremi'nde en çok yıkılan yerlerden biri camilerdi. Demek ki, bu işi doğrudan doğruya dine bağlamak doğru değil.

"TÜRKİYE'NİN DÖRT SIKINTISI"
Türkiye'de, Eğitim, Hukuk, Ekonomi ve Kadercilik anlaşı değişmedikçe, göçük altından insan çıkarmaya devam ederiz. Ben 55 yıldır her depremden sonra bölgeye giderim. Kurtarma ekipleri canlarını ortaya koyarak çalışırlar. Yaklaşık 100 kişiden 83'ü hayatını kaybeder, 17'si kurtulur. Bu 17 kişinin de bir kısmı ekipler tarafından, büyük kısmı ise yakınları tarafından kurtarılır.
"DEPREMDE YOKSUL İNSANLAR HAYATINI KAYBEDİYOR"
Göçük altından çıkanlara baktığım zaman, bunların büyük çoğunluğunun dar gelirli ve yoksul insanlar olduğunu görüyorum. Varlıklı insanlar göçük altında kalmaz. Çünkü sağlam yapılarda otururlar. Onlar için deprem bir sorun değildir. Şimdi ne oldu? 1999'dan sonra deprem korkusu pompalanmaya başlandı. 'Her an olabilir' denildi. 'Her an olabilir' lafı bilimsel bir laf değildir. Elbette olabilir. Ama bunun zamanlaması bilimsel olarak böyle ifade edilmez. Bu korku üzerinden İstanbul'un kuzey ormanları açıldı. Kuzey Marmara Yolu yapıldı, havaalanı yapıldı. Bu bölgelerde lüks konutlar inşa edildi. En ucuzu 12 milyon TL'den başlıyor, milyon dolarlarla ifade edilen evler var.
"EMEKLİ VE ASGARİ ÜCRETLİ SAĞLAM KONUTTA OTURAMAZ"
Bu evleri kim alıyor? Varlıklı insanlar. Peki yoksullar nerede oturuyor? Gecekondu bölgelerinde, çarpık yapılaşma alanlarında. Zeytinburnu'nda, Bakırköy'de, Ümraniye'de gerçek anlamda mahalle ölçeğinde kentsel dönüşüm yapıldı mı? Hayır. Ama Bağdat Caddesi'nde yapısal dönüşüm yapıldı. Çünkü orada para var. Son beş yılda inşaat maliyetleri 30–40 bin TL seviyelerine çıktı. Müteahhit artık iki daireyle işi kurtaramıyor. Bu nedenle katılım payı istiyor. Katılım payları 250 bin TL'den başladı, 1 milyon TL'ye, 5 milyon TL'ye, 10 milyon TL'ye kadar çıktı. Şimdi emekli maaşı 20 bin TL civarında. Asgari ücret 28 bin TL civarında. Bu insan sağlam bir evde nasıl oturacak? İstanbul'da sağlam bir konutun kirası 35 bin TL ile 100 bin TL arasında değişiyor. Asgari ücretin üstünde. Emekli zaten karşılayamaz.
"BİR KADIN, BU EVİN DEPREMDE YIKILACAĞINI BİLİYORUM DEDİ"
Bir televizyon programında İstinye'de bir gecekondu mahallesine gittik. Kapıda yaşlı bir teyze vardı. 'Teyzeciğim, evinize bakalım mı?' dedim. 'Bakmana gerek yok evladım' dedi. 'Bu evin depremde yıkılacağını biliyorum. Ama ben akşam eve ekmek getirme mücadelesi veriyorum. Eğer bu ev yıkılır da altında kalırsam, kaderim derim' dedi. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının düştüğü durum budur. Atatürk'ün bir sözü vardır: 'Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.' Devlet her yurttaşından sorumludur. Ama bugün bu sorumluluk yeterince yerine getiriliyor mu? Tartışılır. Ana sıkıntı burada. Eğer bir baba evi geçindiremiyorsa, çocukları açsa, giyecekleri yoksa, o ailenin durumu sorgulanır. Devlet de böyledir. Halkını güvenli konutta yaşatamıyorsa, burada bir sorun vardır.
"TÜRKİYE'DE KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİR GERÇEKÇİ DEĞİL"
Japon mucizesi diyoruz, Amerikan sistemi diyoruz. Japonya'da kişi başı gelir 45 bin dolar civarında. Türkiye'de yıllardır 10 bin dolar civarında. Siyasiler 15–17 bin dolar diyor. Ama gerçekçi değerlendirmeler daha düşük rakamlar veriyor. Türkiye'de bir kişinin depremden ölmemesi için asgari ücretin en az 96 bin TL olması gerektiğini söylüyorum. Evet, ben bir deprem bilimci olarak bunu söylüyorum. Asgari ücret 28 bin TL, 30 bin TL konuşuluyor. Ama gerçek başka.
"KAYBETTİĞİMİZ BİR VATANDAŞIMIZIN MALİYETİ 2 MİLYON 500 BİN DOLAR"
Bir kişinin depremde ölmesinin Türkiye Cumhuriyeti'ne maliyeti 1999'da 1 milyon 250 bin dolardı. Kahramanmaraş Depremi'nden sonra bu maliyet 2 milyon 500 bin dolara çıktı. Kahramanmaraş Depremi'nin toplam maliyeti yaklaşık 125 milyar dolardır. Gölcük Depremi'nin maliyeti 25 milyar dolar civarındadır. Hiç deprem olmasa bile Türkiye'nin yıllık ortalama deprem zararı yaklaşık 5 milyar dolardır. Bu ne demek? Her yıl iki Atatürk Barajı'nın yıkılması demektir. Ecevit döneminde deprem vergileri toplandı. 50 milyar dolar civarında bir fon oluştu. "Yoksulun depremde ölmemesi için sağlam evler yapılacak." denildi. Peki o para nerede?
"DEPREM PARALARI İLE 'DUBLE YOL' YAPILMIŞ, SORGULANMADI"
Bir gün bunu sorguladım. Ertesi gün yetkili bir isim çıktı ve 'Duble yol yaptık' dedi. Peki deprem fonundan duble yol yapılır mı? Bu sorgulanmadı. Bir ülkede demokrasinin sağlıklı işlemesi için güçlü bir muhalefet gerekir. Ama biz genelde meseleyi başka yerlerden tartışıyoruz. 2023 Kahramanmaraş Depremi'nden sonra bölgeye gittim. Küçük çocukların kaybolduğuna dair bir paylaşım yaptım. Hakkımda soruşturma açıldı. Yıllar sonra yüzlerce çocuğun kayıp olduğu ortaya çıktı. Ben şunu söylüyorum: Deprem sadece yer bilimi meselesi değildir. Ekonomi meselesidir. Yönetim meselesidir. Türkiye üretmeden, gelir düzeyini artırmadan, gelir adaletini sağlamadan depremin adı ölüm olmaya devam edecektir. Türkiye yaklaşık her 5–7 yılda bir 7 büyüklüğünün üzerinde deprem yaşar. 3–4 yıl içinde yine şaşırtan büyük bir deprem olabilir. Ama sonuç değişmezse, tablo yine aynı olur.
"DEPREMLER 'TAKDİR-İ İLAHİ' DEĞİLDİR"
1970 Gediz Depremi'nde öğrenciydim. Süleyman Demirel geldi, 'Deprem takdir-i ilâhidir' dedi. Halk saygıyla dinledi. 1999'da Gölcük'te bu kez bir kadın Demirel'in yakasına yapışıp 'Bunlar sizin yüzünüzden oluyor' dedi. O an dedim ki Türkiye değişiyor. Ama bugün hâlâ güçlü bir toplumsal tepki oluşmuyor. Amerika'da bir hak ihlali olduğunda halk ayağa kalkar. Bizde ise tepki zayıf kalıyor.
"EKONOMİ DÜZELMESİ LAZIM"
Türkiye ekonomisini düzeltmedikçe, üretmeden kazanç sağlamadıkça, gelir dağılımını adil hâle getirmedikçe depremin adı ölüm olur. Şimdi Japonya örneğini verelim. Japonya'da sürekli yıkım ve yeniden yapım vardır. Binalar güncellenir. Ekonomik güçleri olduğu için eski yapıları yıkıp yerine yeni, daha sağlam, daha teknolojik yapılar yaparlar. O yüzden büyük depremlerde burunları bile kanamaz.
"KENTSEL DÖNÜŞÜM, KENTSEL ÖTELEME"
Bir kentsel dönüşüm var, bir yapısal dönüşüm var, bir de benim 'kentsel öteleme' dediğim durum var. Kentsel dönüşüm aslında mahalle ölçeğinde planlı bir dönüşümdür. Geniş yollar, yeşil alanlar, sağlıklı kentler yapılması gerekir. Anadolu'nun mimari dokusuna uygun şehirler inşa edilmelidir. Ama uygulamada çoğu yerde yapısal dönüşüm yapıldı. Yani bir apartman yıkıldı, yerine yenisi yapıldı. Bu gerçek anlamda kentsel dönüşüm değildir. Bağdat Caddesi'nde dönüşüm oldu çünkü orada para var. Ama gecekondu bölgelerinde aynı ölçekte dönüşüm gerçekleşmedi. Fikirtepe örneği ortada. Gecekondu sahiplerine 'Sana bir daire ya da para verelim, git' denildi. Yoksul insanlar o parayla şehrin çeperlerine gitti. Oralarda ya mühendislik hizmeti almamış yapılara taşındılar ya da kendi imkanlarıyla yapı yaptılar. Ben buna 'kentsel öteleme' diyorum. Yoksullar şehrin merkezinden uzaklaştırıldı. Yerlerine ultra lüks konutlar yapıldı. Fiyatları 80 milyon, 100 milyon TL'ye kadar çıkıyor. Bankalar kredi vermiyor ya da faizler çok yüksek. Katılım paylarını halk ödeyemiyor. Dolayısıyla kentsel dönüşüm fiilen durmuş durumda. Deprem kullanıldı. Deprem üzerinden bir ekonomik hareketlilik oldu. Ama yoksullar bundan yararlanamadı.
Kaynak Oğuz Uçar